Nursal Sezen's profilearc's spacePhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    Kanserden korkma nasıl önleyeceğini öğren

     

    Kanserden korkma nasıl önleyeceğini öğren

    http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=217075&tarih=31/03/2007

     

     
    Spor yapmak, ideal kiloyu koruyarak, şişmanlıkla bağlantılı kanserleri önlüyor.
    Kanserle savaş, kilo kontrolüyle başlıyor. Şişmanlık beş kanser türünü tetikliyor. Erişkinlikte beş kilodan fazla almak riskli. Kanserden korunmak için ne yediğin kadar nasıl pişirdiğin de önemli

    31/03/2007 (60 kişi okudu)

    AA - ANKARA - Kanserle savaşın tek alanı hastaneler, kahramanları da sadece doktorlar değil. Bu hastalıktan korunmak, daha 'sofra'dan başlıyor. Şişmanlık, kalınbağırsak, meme, rahim, böbrek ve yemekborusu kanserlerinin yüzde 20-30'una neden oluyor. Tuzun sorumluluk alanı mide kanseri. Alkol tüketimi ise ağız boşluğu, yemekborusu, gırtlak, karaciğer ve meme kanserini tetikliyor.
    1-7 Nisan Kanser Haftası'na girerken hastalıkla ilgili bilgi veren Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Başkanı Prof. Dr. Tezer Kutluk insanlara kanserin 'baş edilebilir' olduğunun öğretilmesi gerektiğini vurguladı. Kutluk'un verdiği bilgilere göre dünyada her yıl 11 milyon kişi kanser oluyor, önlemler alınmazsa 2020'de sayı 16 milyona çıkacak. Türkiye'de her yıl 150 bin kişi kansere yakalanıyor.
    Tütünle savaş, kanserle savaşın olmazsa olmazı. Beslenme de kanserin önlenmesinde önemli rol oynuyor. Dünyada 1 milyar kişinin kilo fazlası var, 300 milyon kişi şişman. Kalınbağırsak kanseri, meme, rahim, böbrek ve yemekborusu kanserlerinin yüzde 20-30'undan fazla kilo sorumlu.
    Kilo kontrolünün yanı sıra yiyecek ve içeceklerin nasıl saklandığı ve pişirildiği de kanserden korunmada önemli. Tuzla saklanan yiyecekler mide kanseri riskini artırıyor. Yiyeceklerin seçimi, saklanması ve doğru pişirilmesi kanseri engelleyecek önlemler. İşte bu önlemlerden bazıları:

    1. Erişkin yaşamda beş kilodan fazla almayın,

    2. Tuzlanmış besinden kaçının,

    3. Yemekborusu, ağız, gırtlak, karaciğer ve meme kanseri riskini artıran içkiden uzak durun,

    4. Karaciğer kanserine yol açan, yiyeceklerin uygun koşullarda saklanmaması sonucu çıkan aflatoksinli yiyecekleri tüketmekten kaçının,

    5. Günde yaklaşık 400 gram sebze-meyve tüketin,

    6. Ağız, yutak ve yemekborusu kanseri riskini artıran aşırı sıcak yiyecekleri tercih etmeyin,

    7. Tahıllı ve lifli gıdaları seçin,

    8. Kırmızı eti sınırlı tüketin,

    9. Bitkisel yağ tercih edin, kızartma ve mangal gibi pişirme yöntemlerinden kaçının.

    10. Kilo kontrolünde düzenli beslenmenin yanı sıra egzersiz de önemli.Yürüyün, koşun, cam silin, size uyan egzersizi seçin. Televizyon başında haftada bir saatten az oturanlarda fazla kilo oranı yüzde 10, haftada 6-10 saat oturanlarda yüzde 20.

    11. Kadınlarda 20 yaşından sonra kendi kendine meme muayenesi ve 40 yaşından sonra yılda bir kez mamografi öneriliyor. Kadınlarda ve erkeklerde 50'li yaşlardan sonra kalınbağırsak kanseri için muayene ve dışkıda kan testiyle erken teşhis mümkün. Erkeklerde prostat kanseri için 50'li yaşlardan sonra yılda bir kez muayene ve kan testi, cinsel aktivitesi başlayan kadınlarda da tarama muayeneleri mutlaka yapılmalı. 

    Quote

    Radikal-çevrimiçi / Yaşam / Kanserden korkma nasıl önleyeceğini öğren

    Çarpıntılara, doğru nefes

     
     
    Dr. Neslihan İskit'e göre birçok hastalığın nedeni doğru nefes alamamak. Yogadaki nefes ve kalp atışlarının denetimi, üzüntülü anda kalbi kontrol etmeyi de öğretiyor

    Memorial Hastanesi'ndeki kalp yogası çalışmalarını Dr. Neslihan İskit yürütüyor. Dr. İskit, Prof. Dr. Bingür Sönmez'le kalp yogası uygulamaya karar verdikten sonra ABD'ye uzun bir seyahat yaparak yogadaki son trendleri takip etmiş. "Elde ettiğimiz bilgilerle kendi yogamızı ortaya koyduk" diyen Dr. Neslihan İskit, yoganın tedavideki yeri konusunda soruları yanıtladı.
    Hekim olarak yoga size ne ifade ediyor?
    Dünya Sağlık Örgütü, sağlığı beden, zihin ve ruhsal olarak tam bir iyilik hali şeklinde tanımlıyor. Yoganın kelime anlamı Sanskritçede birleştirmektir. Bu, bedeni, aklı ve ruhu birleştirmek demek. Yoga, bu üç şeye huzur katıyor.
    Yoga tedavide nasıl bir yere sahip?
    Yoganın tedavi etkisi, terapi kısmı. Aslında yoga tamamlayıcı tıp kavramı içinde. Dünyada artık şöyle bir trend var: Doktorlar hastayı iyileştirmek için elinden geleni yapıyor, onu belirli bir sağlık düzeyine kavuşturuyor. Eksik kalan psikolojik ve fizyolojik tarafını da yoga, meditasyon gibi uygulamalar tamamlıyor.
    Kimlerin yogaya ihtiyacı var?
    Herkesin. Tek ders yapan biri bile kendinde değişiklik hissediyor. Benim yogaya yönelmemin nedeni bu. Moda diye başladım ama birkaç ders sonra dünyaya bakışım değişti. Hiçbir şeyi geçmişte bırakamazdım, gelecekle ilgili büyük endişe ve korkularım vardı. Bunlar geçti, ayrıca uykuya dalmam kolaylaştı, yogaya başladığımdan beri tansiyonum hep düşük.
    Kronik hastalıkları olan da yapabilir mi?
    Evet, çok fayda görürler. Ama mutlaka doktorlarına yoga yapmalarında bir sakınca olup olmadığını sormalılar. Yoga merkezlerinde yapılan yoga sadece sağlıklı insanlar için hazırlanmıştır, bunu göz ardı etmemeliler.
    Kalp yogasında hareketlerin özelliği ne?
    Bizim hastalara uygulattığımız bütün hareketlerin kan basıncını, kolesterolü, trigliseridi düşürücü, damar fonksiyonlarını artırıcı etkisi var. Genellikle hareketler kalp hızını artırmıyor. Ama bazen hastaların kalp atışlarını az miktarda hızlandırıyoruz, sonra nefeslerle yavaşlatıyoruz. Bu çalışma, kötü, heyecanlı veya esnetmek. Çünkü yogada deniliyor ki, bir insanın omurgası ne kadar esnekse hayata bakışı da o kadar esnek olur.
    Üç aylık program sonunda hasta, nefesi kontrol ederek kalbini yavaşlatmayı, gerildiğinde kendini rahatlatmayı öğreniyor. Ama en önemlisi doğru nefes alıp vermeyi öğreniyorlar.
    Doğru nefes nasıl alınır?
    Genellikle tersi bilinir ama, nefes aldığımızda karnımızı şişirip, nefes verdiğimizde karnımızı içe çekmeliyiz. Nefes alırken karnı şişirmek, diyafram kasını aşağıya çekerek akciğere kocaman yer açar. Nefes verirken karnı içeri çekmek akciğerleri sıkıştırarak karbondioksitin olduğu gibi dışarı atılmasını sağlar.
    Birçok hastalığın çıkış noktası bu: Doğru nefes alamamak, yeteri kadar oksijenlenmeme.

    Nefes alıştırması
    Sinirli, karışık duygular içindesiniz ve kan basıncınız yüksek. İşte Dr. Neslihan İskit'in sinirli bir halinizde sizi sakinleştirecek nefes önerileri:
    Rahat bir yere oturun.
    Omurganızı dik hale getirin, mümkünse yalınayak yere basın. Sağ başparmağınızla sağ burun deliğinizi çok bastırmadan tıkayın. Sadece sol burun deliğinden derin derin nefes alıp verin.
    Sakinleşmeye ihtiyacınız olmasa da kendinizi çok yorgun hissediyorsunuz. Bu durumda da sol burun deliğini tıkayıp sağdan nefes alın.
    sevindirici bir haber aldığında hastanın çarpıntısını kontrol etmeyi amaçlıyor. Bir diğer çalışma da hareketlerle omurgayı esnetmek. Çünkü yogada deniliyor ki, bir insanın omurgası ne kadar esnekse hayata bakışı da o kadar esnek olur.
    Üç aylık program sonunda hasta, nefesi kontrol ederek kalbini yavaşlatmayı, gerildiğinde kendini rahatlatmayı öğreniyor. Ama en önemlisi doğru nefes alıp vermeyi öğreniyorlar.
    Doğru nefes nasıl alınır?
    Genellikle tersi bilinir ama, nefes aldığımızda karnımızı şişirip, nefes verdiğimizde karnımızı içe çekmeliyiz. Nefes alırken karnı şişirmek, diyafram kasını aşağıya çekerek akciğere kocaman yer açar. Nefes verirken karnı içeri çekmek akciğerleri sıkıştırarak karbondioksitin olduğu gibi dışarı atılmasını sağlar.
    Birçok hastalığın çıkış noktası bu: Doğru nefes alamamak, yeteri kadar oksijenlenmeme.

    Nefes alıştırması
    Sinirli, karışık duygular içindesiniz ve kan basıncınız yüksek. İşte Dr. Neslihan İskit'in sinirli bir halinizde sizi sakinleştirecek nefes önerileri:
    Rahat bir yere oturun.
    Omurganızı dik hale getirin, mümkünse yalınayak yere basın. Sağ başparmağınızla sağ burun deliğinizi çok bastırmadan tıkayın. Sadece sol burun deliğinden derin derin nefes alıp verin.
    Sakinleşmeye ihtiyacınız olmasa da kendinizi çok yorgun hissediyorsunuz. Bu durumda da sol burun deliğini tıkayıp sağdan nefes alın.

    Istanbul'da en iyi 100 lezzet

    Istanbul'da en iyi 100 lezzet
    http://www.istanbulrestaurants.com/article.php?id=24
    1. Baylan'ın kup griyesi: Yıllardır bilinen spesiyal: Vanilya, yanmış karamel, bal kaymaklı dondurma üzerine ufalanmış ceviz ve fındık taneciklerinin dayanılmaz birlikteliğinden oluşur. İnsanın tarif ederken soluğu Kadıköy'de alıp, kupun içine gömülesi geliyor.

    2. Hünkar'ın ayvalı yahnisi: Tereyağında çevrilmiş iri ayva parçaları kuzu etiyle bir arada pişirilip tarçınla lezzetlendiriliyor. Ve son dokunuş bir kaşık pekmezle gerçekleştiriliyor.

    3. Bulgar'ın kaymağı: Beşiktaş'taki salaş Bulgar'ı bilen bilir ama bohem burjuvaların zihninde yer etmesi Wallpaper dergisine çıkmasıyla olmuştur! bal kaymaklı, taze yumurtalı, çıtır ekmekli kahvaltısı ilkel ama bir o kadar da lezzetlidir.

    4. Emek Cafe'nin sahanda yumurtası: Deniz kenarında, masanıza konan serçelerle birlikte kahvaltı keyfi gibisi yoktur. Sahanda yumurtası ve karışık menemeni içinizdeki ekmek banma hissini körükler.

    5. Üsküdar Kanaat Lokantası'nın tencere yemekleri: Çoban kavurması, saç kavurması, kuru fasulyesi, nadir bulunacak lezzettedir. Ekmek kadayıfı da pek meşhurdur.

    6. Yaşar Usta'nın kavunlu dondurması: 32 yıldır Bostancı'da gerçek meyvelerden dondurma üretiyor Yaşar usta. Kabuklarını fırçaladığı kavunu iştahla öneririz.

    7. Kantin'in cheese cake'i: Şemsa Denizsel'in vişneli cheesecake'i bünyenize iyi gelecek, istikamet Nişantaşı.

    8. Yanyalı Fehmi'nin arpacık soğanlı yahnisi: Kadıköy Çarşısı'ndaki Fehmi, hüsrana yol açmayan birinci sınıf bir esnaf lokantasıdır. Ama tek şeye indirgendiğinde, arpacık soğanlı yahnidir!

    9. Salomanje'nin mücveri ve mozaik pastası: Küçükken annemizin evde yaptığı kabak mücverinin lezzetine en yakın olanı burada. Üstüne ev tipi mozaik pasta çok iyi geliyor.

    10. Adem Baba'nın istavriti: Burada balık, sosuyla süsüyle değil lezzetiyle ön plandadır. Yalnızca günlük taze balık ve bol salata. İçki yok. İstavritleri o kadar lezzetli ki, parmaklarınızı yiyebilirsiniz.

    11. Ali Baba'nın köftesi: Önceleri bir minibüs köftecisiydi. Ünü kulaktan kulağa yayıldı, giderek dükkânı büyütüyor. Vaktiniz varsa masalarda köfte piyaz, yoksa ayaküstü köfte ekmek tavsiye ederiz.

    12. Rejans'ın piroşkisi: Rejans zaten ambiyansıyla başlı başına bir İstanbul tadıdır. Piroşkisi de ağızda köpük gibi erir.

    13. Tarihi Kireçburnu Fırını'nın kıymalı böreği: Tam 47 senelik geçmişi var. Özelliği; kıymasında kuşüzümü olması.

    14. Divan Pub'ın pub salatası: Artık biraz demode olsa da, peyniri, dil küpleri ve bilhassa da sosuyla, İstanbul lezzetleri arasında yeri ebedi olmalı.

    15. Barba Yani'nin karidesli böreği: Burgazada'daki Yani amcanın Rum mezeleri ve mastika likörü çok meşhurdur. Ama en iyisi karidesli böreği.

    16. Vefa'nın bozası: Ekim gibi çıkan bozayı Tarihi Vefa Bozacısı'nda denemelisiniz.

    17. Zeynel'in tavukgöğsü & kazandibi: Onca muhallebici var fakat Zeynel'in tavukgöğsü ve kazandibi, hele de üzeri dondurmalıysa, başkadır.

    18. Karaköy Güllüoğlu'nun baklavası: Spesiyal baklavaları 'Hekimbaşı'dır. Harcında ve şerbetinde ceviz, damla sakızı, zencefil, çörekotu, hindistancevizi, kakule, karanfil suyu, kişniş, safran, salep, tarçın ve portakal kabuğu olan tam bir enerji ürünü.

    19. Sarıyer Börekçisi'nin poğaçası: Sarıyer meydanından Rumeli Kavağı'na giden yolun üzerindeki Tarihi Sarıyer Börekçisi yıllardır bu işin ustası. Poğaçası o kadar lezzetlidir ki böreğe benzer.

    20. Emek Mantı'nın mantısı: Kayseri usulü mantıyı en güzel yapan yerlerin başında gelir. Çiğbörek ve yaprak sarma konusunda da çok başarılıdır.

    21. Şampiyon Kokoreç: Adın­dan da anlaşılacağı gibi kokoreç konusunda 'şampiyon'dur. Beyoğlu Balık Pazarı'ndaki şubesini özellikle tavsiye ederiz; sacda domatesli ve acı pul biberli yapıyorlar.

    22. Savoy'un milföy pastası: Kat kat çıtır milföy pastayı Cihangir'in en eski pastanelerinden Savoy'da denemelisiniz.

    23. Teşvikiye Saray'ın tavuklu pilavı: Lokanta ilk kurulduğunda tavukgöğsü yapımında kullanılan tavuk etleri artınca pilava katılmış. Böylece tavuklu pilav ortaya çıkmış. Şu anda en çok sipariş aldığı yemek.

    24. Kızılkayalar'ın hamburgeri: Lezzeti özel salçalı sosundan kaynaklanıyor. Özellikle gece yarısı Taksim'de eğlenceden dönerken yenmeli.

    25. Bambi'nin dürüm döneri: Sıraselviler'de sıra sıra dizilmiş büfeler içinde en güzel dürüm döner yapan Bambi'dir.

    26. Barış Büfe'nin dilli kaşarlı tostu: Bağdat Caddesi'nin klasiği, dillikaşarlı pide tostuyla tanınır.

    27. Kanatçı Haydar'ın tavuk kanatları: Kömür ızgarada pişen kanatlar müthiştir.

    28. The Marmara'nın salata ve kupları: Çeşit de, sunum da zengindir. Fonda ise şehrin en merkezi meydanının kozmopolit tadına varılır.

    29. Yeniköy Börekçisi'nin kurabiyeleri: Üzeri susamlı tatlı kurabiyeleri çayın yanında vazgeçilmez tattır.

    30. Çengelköy İskele'nin deniz mahsulleri güveci: Lezzeti ve bütün o malzemelerin verdiği enerji düşünülerek bu yemeğe Atom adı verilmiş.

    31. Ağa Lokantası'nın şekerparesi: Beyoğlu ve Güneşli'deki Ağa Lokantası'nın şekerparesi kocaman, tam kıvamında.

    32. Bebek Abbas'ın waffle'ı: Tüm waffle'cılara taş çıkartır. Bir de ekstra böğürtlen koyulursa, yemeyip yanında yatılır.

    33. Loft'un incir ezmeli profiterolü: Loft'un başansı, bildik tatlara değişik yorumlar getiren, aşçılık eğitimi almış sahibinden geliyor.

    34. Kaşıbeyaz'ın lahmacunu: Özelliği soğansız olması. Sarımsak ve tuzlu pide hamurundan yapılıyor ve sadece kuzu eti kullanılıyor.

    35. Beyti'nin beyti kebabı: İsmini de spesiyali olan etten alıyor restoran. Beyti kebabında o kadar iddialılar yani.

    36. Doğa Balık'ın salatası: Doğa Balık hem balıkları hem manzarasıyla ünlüdür. Balık tabii ki salatasız yenmez. Doğa'da salatalar Kazdağı'ndan getirilen özel otlarla yapılıyor.

    37. Kıyı Restoran'ın yaprak ciğeri: Kıyı'nın balıklarının yanı sıra mezeleri de çok iyidir. Kuzu ciğeri bilumum baharatlara bulanıp kızgın yağda pişiriliyor. Ve üzerine dereotu serpilip sıcak servis ediliyor.

    38. . Cafe Wien'in şinitzeli: Reasürans'ın içindeki Cafe Wien, Viyana usulü şinitzeli en iyi yapanlardan.

    39. Marmaris Büfe'nin Leyla'sı: Leyla, Marmaris Büfe'nin çikolatalı muzlu tostuna veri­len ad. Müdavimleri bu tosta dünyanın 8. harikası diyor.

    40. Ayder'in kuru fasulyesi: Bağlarbaşı'ndaki salaş bir dükkânda, şehrin en iyi kuru fasulyesi yapılıyor. Fasulyeler bir gün öncesinden sütte güzellik uykusuna yatırılarak...

    41. Konak Pastanesi'nin çikolatalı badem ezmesi: Konak Pastanesi'nin her şeyi ayrı bir efsanedir. Ayçöreği, ekler pastaları... Ama mantar şeklindeki çikolatalı badem ezmesinin üstüne yoktur.

    42. Apik'in işkembe çorbası: Eğlenceden sonra geceyi iyi bir işkembe çorbasıyla tamamlamak adettendir. Apik Dolapdere'de, yılların emektarıdır.

    43. Lokanta'nın kırmızı biber çorbası: Mehmet Gürs, tüm yemekleriyle mest ediyor. Közlenmiş kırmızı biber çorbasına öncelikle bayılıyoruz.

    44. Hacı Abdullah'ın kompostoları: TürkOsmanlı mutfağının en şöhretlilerindendir. İster frambuaz, ister nar; kompostolar lezizdir.

    45. Develi'nin çiğköftesi: Develi'nin Samatya'daki şubesi esastır. Burada çiğköfte şamfıstıklı yapılıyor.

    46. Boğaziçi Borsa'nın hünkarbeğendisi: Türk mutfağını en iyi yapan yerlerin başında gelen Borsa'da klasik lezzetler, şık sunulur. Hünkarbeğendisi hiçbir yere benzemez.

    47. Feriye'nin çilavı: Türk mutfağını enfes bir manzarayla birleştiriyor Feriye. Çilavımn nefaseti, içinin sakızlı olmasından kaynaklanıyor.

    48. Teşvikiye Bahar Pastanesi'nin çikolatalı kestane tatlısı: Kafkas'ın kestane şekerlerine bir İstanbullu olarak rakiptir. Hep tazedir. Çikolata ile kestanenin bileşimi ve ağızda dağılışı insanı mest eder.

    49. İnci'nin profiterolü: Profiterolün icat edildiği pastanedir. Öz İnci, Hakiki İnci diye taklitleri türemişse de gerçeği İstiklal Caddesi'ndedir.

    50. Bebek badem ezmesi: Tarihi Bebek Badem Ezmecisi'nin badem ezmesi insan ağzına götürürken erimeye başlar adeta. Çok hafiftir.

    51. Balıkçı Hasan'ın lakerdası ve çoban salatası: Balıkların tazeliğinin sebebi haldeki balıkçıların sabah ilk olarak buraya satış yapmasındandır.

    52. Sarıyer Muhallebicisi'nin kazandibi: Sütlü tatlılar, sahiplerinin çiftliğinde sağılan taze sütle yapılır.

    53. Asitane'nin sebzeli sarması: İstanbul'da Osmanlı mutfağını en iyi sunan yerlerdendir. Sebzeli Asitane sarmasında közlenmiş patlıcan ve sarmısaklı köfte, nane asidesi ile ser­vis edilir.

    54. Darüzziyafe'nin köftesi: Süleymaniye Camii'nin Külliyesi'ndeki restoranın spesiyali olan bu yemek biraz baharatlı ve inanılmaz lezzetli. İçinde üç farklı et bulunuyor. Köfteye fıstık ve baharatlar eklenip, yufkaya sarılıp pişiriliyor.

    55. Çiya'nın kirece yatırılmış kabak tatlısı: Kadıköy Çarşısı'ndaki Çiya'da maceradan korkmayın. Kapanışı mutlaka dışı çıtır, işi yumuşak olan kirece yatırılmış kabakla yapın.

    56. Gezi Pastanesi'nin sıcak çikolatası: Kullanılan malzeme o kadar kaliteli ki, sıcak çikolata gerçek çikolata tadında.

    57. Divan Pastanesi'nin çikolatası: İstanbul'un en iyi çikolatacısıdır. Özellikle prenses çikolata diye bilinen, içi bademli, üstü çikolata ve kakao kaplı olanları bir efsanedir.

    58. Kanlıca'nın yoğurdu: O rengi pembemsi yoğurdun üstüne pudra şekeri dökünce ummadık bir tat çıkar ortaya. İstanbul'un kendine has bu yoğurdunu vapurda tatmak da ayrı bir keyiftir.

    59. Park Şamdan'ın kuzu kaburga veya kuzu külbastısı: 20 yıldır İstanbul'da klasikleşmiş bir restoran olan Park Şamdan mutfağının yıllardır değişmeyen özel yemeği kuzu kaburga ve kuzu külbastıdır.

    60. Sultanahmet köftesi: Orijinali Sultanahmet'teki Selim Usta'nın dükkânıdır. Kıyma, köfte haline geldikten sonra bir gün dinlendirilir.

    61. Markiz Pastanesi'nin makaronu: Genellikle badem aromalı olan bu lezzetin, Markiz'de fıstıklı, güllü ve vanilyalısını da bulabilirsiniz.

    62. Murtaza'nın buzlu bademi: Özellikle rakıyla çok iyi gider. Nişantaşı'nda seyyar arabada satan Murtaza'nın buzlu bademi en iyilerdendir. Çanakkale'den geliyor ve her daim taze oluyor.

    63. Hamdi'nin kebapları: Mısır Çarşısı'nın hemen arkasındaki Hamdi Et Lokantası'nın kebapları da muhteşem Haliç manzarası kadar iz bırakır.

    64. Yakup'un çiroz salatası: Meyhane kültürünün öncülerinden Yakup'un mezelerinin en güzeli çiroz salatasıdır.

    65. Beyoğlu Lades'in menemeni: Kendilerine özgü bu menemenin en önemli malzemesi, olmazsa olmazı salça. 30 senedir tadı hiç değişmeyen ev yapımı salça kullanıyorlar.

    66. Han'ın inegöl köftesi: Bostancı'da ve Şaşkınbakkal'da iki şubesi var Han Restoran'ın. Yıllardır en çok tercih edilen lezzet İnegöl köfte.

    67. Hain Köfte'nin sucuk köf­tesi: Levent sanayinin içindedir Hain Köfte. Üç çeşit köftesinden en iyisi sarımsaklı sucuk köftesidir.

    68. Ethemefendi 36'nın frambuazlı muhallebisi: Bu muhallebi, bildiklerinizden çok farklı. Sakızlı, frambuaz soslu ve de üstü dondurmalı.

    69. Filibe Köftecisi'nin köftesi: Ekmek arası köfte, Sirkeci'de vapura binmeden önce ayak üstü çok iyi gider.

    70. Günaydın'ın etli pidesi: Eti kendi çiftliklerinden sağladıkları için yıllardır aynı lezzette.

    71. Anadolu Kavağı'nda midye tava: Ekmek arası, tarator soslu iki çöp midye tava, Boğaz'a karşı en büyük keyiftir. 72. Erenköy'de sokak simitçi­si: Erenköy'de Starbucks'm karşı kaldırımındaki simitçiyi deneyin. Simidi ikiye bölüp arasına krem peynir ve zeytin ezmesi sürüyor. Simit Sarayları'ndan çok daha çıtır.

    73. Köprüaltı'nda balık: Altınboynuz manzarasına karşı hesaplı yemek için doğru adres buradaki 'balıkekmek'çiler.

    74. Çengelköy hıyarı: Çengelköy'ün salatalığı daha körpe, hoş kokulu ve kütür kütürdür. Haziran 20'den Temmuz 10'a kadar çıkar. Bu tarihler dışında Çengelköy'den geldi denilirse sakın ola aldanmayın!

    75. İmroz'un hamsisi: Zeytinyağında kızarmış, çıtır çıtır ve üzeri kekikli servis edilir.

    76. Tuğra'nın Osmanlı usulü tavuk çorbası: Çırağan Sarayı'ndaki Tuğra'da tavuk suyu çorba özel bir tarifle, yoğurt ve pırasa katılarak hazırlanıyor.

    77. Pandeli'nin böreği: Mısır Çarşısı'nın girişindeki restoranda masa bulabilirseniz, üstünde bir parça dönerle servis edilen böreği denemelisiniz.

    78. Refik'in gül işkembesi: Asmalımescit'teki Refik mezeleriyle meşhurdur.

    Bu mezelerden en ilginci gül işkembesi. 79. Ortaköy'ün kumpiri: Bol kaşarlı, sosisli, salamlı, Rus salatalı, mayonezli, ketçaplı dev kumpir için Ortaköy girişindeki çift sıralı kumpircilerden birini seçebilirsiniz.

    80. Padişah Sofrası'nın közde pilici: Şişli'deki mekânın özelliği, piliç ve kuzuyu tamamen doğal odun ateşinde pişirmesi. Hem lezzetli hem çıtır oluyor.

    81. Fatih Sarmacısı'nın sar­ması: İçine bolca kayısı marmeladı sürülüp rulo yapılmış, şerbete yatırılmış, büyükçe bir pandispanya. 60 yıldır aynı ufak dükkânda satılır.

    82. Asri Turşucu'nun turşusu: Sırrı kullanılan koruk ve Uludağ suyunda saklı. Klasiklerin yanı sıra bamya ve erik gibi çeşitler de var.

    83. Arnavutköy'ün çileği: Artık çilek deyince kocaman, tuhaf şekilli hormonlu bir meyve geliyor aklımıza. Arnavutköy'ün pembebeyaz, mis kokan çilekleri nadir bulunuyor.

    84. Emirgan Çınaraltı'nın çay ve poğaçası: Burada 'tavşankanı' çay içme keyfi bambaşka. Bunca yeni, alternatif su kenarı kahvaltı mekânına rağmen.

    85. Lacivert'in uskumru dolması: Pirinçten çok soğan içeriyor. Asıl sırrı ise içine katılan kişnişte.

    86. Beyaz Fırın'ın paskalya çöreği: Kadıköy Çarşısı'ndaki eski dükkândan farklı olarak Çiftehavuzlar'da 'modernize' çeşitler de var. Ama paskalya çöreği her zaman bir numara.

    87. Hacıbekir'in akide şekeri: Anlatmaya gerek var mı? Lokumları da nefistir ama asıl akideleri oyuncak gibidir.

    88. Giritli'nin ahtapotu: Minyatür kaselerde gelen tüm mezeleri ayrı güzellikte ama salkım saçak gelen ehlileştirilmemiş görüntüdeki pamuk ahtapotu, rüyalara giren cinsten.

    89. Mavi'nin patlıcanlı börekitası: Nişantaşı'ndaki Mavi, yıllardır değişmeyen buluşma noktalarından. Krepleri, salataları, çeşidi az olsa da tatlıları hep iyidir ama patlıcanlı börekitası az bulunur özelliktedir.

    90. Todori'nin marine edilmiş çiğ balığı: Caddebostan'daki Todori, 'karşı'nın en iyi balıkçılarındandır. Başlangıçlardan marine çiğ balığı, balık köftesi ve uskumrusu müthiştir.

    91. House Cafe'nin naneli limonatası: Şehrin göbeğinde, ıhlamur ve dut ağaçlan altında yapılan çok özel bir keyif.

    92. Çeşni'nin işkembe sotesi: Çiftehavuzlar'daki mütevazı et lokantası, damağınızı delirtebilecek kudrette bir işkembe sote yapıyor; güveçte.

    93. Set'in balık kokoreci: Kireçburnu'ndaki Set'in her şeyi taze ve lezizdir. Balık kokoreci başka dünyalara götürür.

    94. Pera Palas'ta 5 çayı: Süslü koltuklara kurulup, 'kuru pasta' ile bir fincan çay içmeyeli ne kadar oldu?

    95. 'Sabırtaşı'nın içliköftesi: İstiklal Caddesi'ndeki 'Sabırtaşı' Ali amcanın doyumsuz içliköftelerini, eşi evde yapar.

    96. Zencefil'in sebze salatası: Vejetaryen lokantası Zencefil'de kabaklı, soya fasulyeli sebze salatasını denemelisiniz; üzerinde nar taneleri bile var. Yanında Zencefil'in özel ekmeklerinden de isteyin.

    97. Antre'nin peynirleri: Tam 35 çeşit Türk peyniri var burada. Peynir konusunda seçiciyseniz uğrayın.

    98. Has Ekmek Fırını'nın ekmeği/pidesi: Çınaraltı kahvaltılarında Çengelköy'deki Has Ekmek'in simitleri, pideleri çok iyi gider. 150 yıllık fırında her daim 'Ramazan pidesi' bulmak mümkün. Üstüne 'şifa' denilen özel bir karışım sürülen pideler odun fırınında pişiriliyor.

    99. Kanaat Lokantası'nın 'sorbe'si: Üsküdar'daki Kanaat'in sorbe havasındaki meyveli dondurmaları meşhurdur. Katkı maddesi yok, salep Yozgat'tan, süt Çekmeköy'den...

    100. Hünkar'ın ılık irmik helvası: Feridun Ügümü'nün özel tereyağlı, ılık irmik helvası, tatlıyla hiç işi olmayanları bile teslim alır.

    Kaynak : Anonim

    Bir Bardak Çay Keyfi

    Bir Bardak Çay Keyfi

    http://www.istanbulrestaurants.com/article.php?id=36

    ÇAY VE SAĞLIK
    Keşfedildiğinden bu yana çayın, sağlığa yararlı birçok yönü olduğu düşünülmüştür ve modern araştırmalar da yüzyıllar boyu ileri sürülenlerin doğru olduğunu göstermektedir. Çayın en önemli özelliği tamamen doğal bir ürün olması, kokulu çaylardaki çiçek, meyve veya baharatlar hariç hiçbir yapay renklendirici, koruyucu ve kokulandırıcı içermemesidir. Ayrıca sütsüz ve şekersiz alındığı sürece kalorisi yoktur ve vücudun su dengesinin korunmasında önemli bir rol oynar.

    Çay doğal olarak florür içerdiği için, diş minesini kuvvetlendirir ve ağızdaki bakterileri kontrol altında tutarak plak oluşumunu azaltır, diş eti hastalıklarına karşı koruma oluşturur. Yapılan araştırmalar, hem yeşil hem de siyah çayların tüketilmesinin kanser riskini -özellikle akciğer, bağırsak ve cilt kanseri- azaltabileceğini göstermektedir. Siyah çayın bileşenlerinin antioksidan etkisinin olabileceği, kanser yapıcı hücrelerin oluşmasını engelleyebileceği düşünülmektedir. Geçtiğimiz yıllarda yapılan çeşitil araştırmalar çayın kalp hastalıkları, felç ve tromboza karşı olası etkilerini göstermektedir. Çaydaki kafeinin kalp ve dolaşım sistemi için hafif bir uyarıcı olabileceği ve böylece arteoskleroz (damar sertliği) olasılığını azaltabileceği düşünülmektedir. Ayrıca çaydaki polifenollerin, kolekstrolün damarlar tarafından emilmesini ve kan pıhtılarının oluşmasını engellediğine de inanılmaktadır.

    Çaydaki kafein, konsantrasyonu artırabilir, tat ve koku alma duyularını güçlendirebilir. Çayın hazım sağlayan sıvıları, böbrekler ve karaciğer de dahil olmak üzere metabolizmayı uyarır. Böylece toksinlerin ve diğer istenmeyen maddelerin vücuttan atılmasına yardımcı olur.

    ÇAY ÇEŞİTLERİ
    Assam: 1830’larda Hindistan’ın kuzeydoğu vilayetlerinden Assam’da İskoçyalı Robert Bruce tarafından keşfedildi. Koyu renkli, güçlü ve kokuludur.

    Seylan: Küçük kalite farklılıkları ile Sri Lanka’dan gelen her çay bu cinstendir. Ne kadar yüksekte yetişirse o kadar kalitelidir. Hoş kokulu ve aromalıdır.

    Darjeeling: Dünyanın en kaliteli çaylarından biridir. Nepal yakınlarındaki dağların doruklarında yetişir. Çayların şampanyası da denilen Darjeeling’in tadı misket ya da frenküzümüne benzetilir.

    Earl Grey: Darjeeling, Assam, Seylan siyah çaylarından birisi ile bergamot yağının özel uyumunu yansıtır.

    English Breakfast: Güne iyi bir başlangıç için, Hindistan ve Seylan’ın güçlü çaylarından bir harman.

    Formosa Oolong: Aroması şeftaliyi andıran Tayvan mahsulü.

    Gunpowder: Toplandıktan sonra yapraklarının sıkıca sarıldığı yeşil Çin çayı. Tad ve aroması ince ve kırılgandır.

    Jasmine: Yasemin çiçekleri eklenmiş yeşil ya da siyah ve yeşil çay karışımı.

    Lapsang Souchong: “Souchong”, Çin orijinalinde çayın büyük yapraklarını tanımlar. Kuvvetlidir, duman rengindedir ve zengin bir aroması vardır.

    Orange Pekoe: “Pekoe” çayın küçük olan yaprak boyutlarını tanımlar. Bu siyah çay kökenine ve işlenmesine bağlı olarak aromasında çeşitlilik gösterir.

    ÇAY DEMLEMENİN ALTIN KURALLARI

  • Taze ve soğuk su kullanın.
  • Daha iyi bir demleme ısısına ulaşmak için demliği ısıtın.
  • Çayın ölçüsüne dikkat edin; fazla çay koymak hem ekonomik değildir hem de çay acı olur.
  • Su kaynadığı anda, suyu demliğe ekleyin.
  • Tüm lezzetin açığa çıkabilmesi için 3-5 dakika demleyin.
  • Eğer çayınızı süt ile içmek istiyorsanız daha iyi karışması için fincana önce sütü koyun.
  • Çayı kuru, hava almaz bir kapta muhafaza edin.

    ÇAY NASIL SAKLANIR?
    İyi işlenmiş siyah çaylar, vakumlu ambalajlarda veya kapalı teneke kutularda iki yıla kadar dayanabilmesine rağmen, çayın tam olarak ne zaman toplandığını tespit etmek zor olabilir. Çoğu çaylar, deniz yoluyla taşındığı için satış noktalarına varmaları birkaç ay sürer. Yalnızca, mevsimlerin belirgin olarak ayırdedilebildiği bölgelerde yetişen, Darjeeling gibi birinci ve ikinci sürgünlerden alınan çayların toplanma zamanı belirlenebilir. Örneğin, haziran ayında satılan birinci sürgünler üç aylıktır. Bunlar gibi narin siyah çaylar en fazla altı ay dayanır ve bu durum yeşil çaylar için de geçerlidir. Çayı koyu renkli ve hava almaz bir kap içinde, rutubet ve buğulaşma tehlikesi olmayan bir yerde saklayın. Baharatlardan ve keskin kokulu yiyeceklerden uzak tutun çünkü çay kolayca bozulabilir.

    İYİ ÇAY İÇİN BİRKAÇ ÖNERİ

  • Su on saniyeden fazla kaynayıp fokurdamamalıdır yoksa gereğinden fazal oksijen kaybeder.
  • Soğumuş suyu asla yeniden kaynatmamak gerekir.
  • Demlenmiş çayı porselen çaydanlığa boşaltmadan önce bir kez karıştırın.
  • Yeşil çay, altlığı olmayan fincanla, siyah çay ise altlıklı fincanla sunulur.
  • Demliğin, çaydanlığın ve çay bardaklarının metal olmamaları ve deterjanla yıkanmamaları gerekir.
  • Metal çaydanlıkta yapılan çayda metal tadı olur.

    ÇAYLA İLGİLİ DİĞER BİRKAÇ NOT
    Çay bitkisinin uçlarında ve dallarında küçük çiçekler açar. Meyve üç gözlü kapsüldür. Çay bitkisinden yalnızca çay elde etmek için değil, ilaç üretmek için de yararlanılır. Thea Sinensis ve Thea Assamica (Theaceae) çaygillerin ekonomik açıdan en ilginç olanlarıdır. Literatüre bakılırsa, özellikle de tropik ve astropik ormanlarda, 28 cins ve 520 türde karşımıza çıkar. Çayın işlenmesi; soldurma, kıvırma, mayalama ve kurutulmayla yapılır. Dört kilo yeşil yapraktan yaklaşık bir kilo çay elde edilir. Avrupa’ya ilk çay 1610 yılında, o sırada henüz sekiz yıllık bir geçmişe sahip olan Hollanda Doğu Hindistan Kumpanyası’nın bir gemisiyle geldi. Buzlu çay, 1904’te Saint Louis Dünya Fuarı’nda icat edildi.

    Kaynak: www.ntvmsnbc.com

  • Kahve ve kahvehanelerin öyküsü

    Kahve ve kahvehanelerin öyküsü http://www.istanbulrestaurants.com/article.php?id=31

     


    Kahvenin anavatanı hakkında bugün artık tartışmasız kesin bilgilere sahibiz. Güney Etiyopyanın yüksek yaylaları, yabani kahve bitkisinin doğal olarak yetiştiği bölgedir. Çok eski zamanlardan beri yerli halk bu bitkinin tanelerini un haline getirip bir çeşit ekmek yapıyordu.

    Kahvenin Etiyopyadan sonraki ilk durağı Yemendir. Daha sonra Arabistan yarımadasının iç kesimlerine yayılmış, 1511de Mekkede Hayr Bey tarafından yasaklanmış, ardından büyük bir hızla Kızıldeniz ticaret yolunu izleyerek Nil vadisine ulaşmış, buradan da Kahireye girmiştir.

    El-Ceziriye göre, kahveyi Yemene götüren kişi, Cemaleddin Ebu Abdullah Muhammed İbn Saiddir. Yemenin ticaret limanı Adende ikamet ettiği süre boyunca tarikat çevresiyle yakın ilişki kurmuş ve kahvenin yaygınlaşmasında öncü rol oynamıştır.

    Mekke'de ulema tepkisine yol açarak yasaklanan kahvenin aynı dönemde Kahire sokaklarına taşan bir ilginin odağı haline gelmesi, serbestçe alınıp satılması, bu keyif verici içeceğin aynı zamanda ticari bir tüketim maddesine dönüştüğünün göstergesidir.

    KAHVEYİ AVRUPAYA TANITAN KİŞİ

    Prospero Alpinus adlı botanikçi, 1580-1583 döneminde Venedikin Mısır konsülü olan Giorgio Emonun bilimsel danışmanı sıfatıyla Akdenizin bitki örtüsünü araştırmak için Kahirede kalmış ve burada Halil Bey adındaki bir Türk yöneticinin bahçesinde kahve bitkisini inceleme fırsatını bulmuştur. Alpinusun 1592de yayınladığı De Plantis Aegypti Liber adlı kitabı, kahveyi Avrupaya tanıtan ilk bilimsel kaynak olarak kabul edilir.

    Botanikçilerin kahvesi bilimsel açıdan ilginç bir bitkidir ama, insana keyif vermez. Bu keyfi ilk keşfedenler dünya nimetlerinden el etek çekmiş dervişler, bunu bütün insanlığa en geniş ölçekte yayanlar ise bu nimetlere adeta tapan tüccarlardır. Avrupanın kahveyi keşfetmesi, bir bakıma bilimsel merakın ötesinde, Ortaçağ baharat çılgınlığının miras bıraktığı doymak bilmez iktisadi pazarı besleyebilecek yeni bir tüketim maddesinin keşfi anlamına gelmektedir. Yakınçağ Avrupasının haz dünyasına, farklı bir zevk kültürü armağan eden bu esrarengiz içecek, 17. yüzyıldan itibaren artık Doğu-Batı ticaretinin tıkanmaya yüz tutmuş dolaşım sistemine, ihtiyacı şiddetle hissedilen taze kanı sağlayabilecek potansiyele sahiptir.

    Kahve ticareti, 17 ve 18. yüzyıllar arasında Avrupadaki siyasi dengeleri belirleyen başlıca iktisadi ögelerden birisi olmuştur. İngiliz, Fransız ve Hollanda şirketlerinin birbirleriyle giriştikleri kıyasıya rekabet sonucu kahve üzerinden sağlanan zenginlik, artık Avrupa toplum hayatında bazı önemli dönüşümlere yol açıyordu.

    AVRUPADA KAHVE İÇME ALIŞKANLIĞI

    Avrupada kahve içme alışkanlığının ilk yerleştiği merkez Venedik olmuştur. 1615te Venedikte açılan kahvehanelerin 1645e doğru bütün İtalyaya dağıldıkları görülür. Kahve 1644te Marsilyada, hemen ardından da Lyondadır. Fransanın iç kesimlerine doğru hızla ilerleyen bu önüne geçilemez alışkanlık, 1669da Türk elçisi Süleyman Ağa tarafından Paris sosyetesine tanıtılır.

    BURJUVAZİYE SESLENEN MEKANLAR

    1650de Londrada İngiliz aristokratları tarafından beğeniyle karşılanan ve şöhretleri bugüne kadar ulaşan bir dizi kahvehane, 17. yüzyılın ikinci yarısında şehrin gündelik hayatındaki yerlerini almışlardır. Pariste entellektüel faaliyetlerin merkezi haline gelen kahvehaneler, Londrada daha farklı bir çevreye, yükselen burjuvaziye seslenen mekanlar olma özelliğini kazanırlar.

    İSTANBULDA KAHVEHANELER

    İstanbulda ilk kahvehane 1554-1555 yılında, Tahtakale semtinde, Halepli Hakem ve Şamlı Şems adında iki Arap kökenli tüccar tarafından açılır. O tarihlerde Tahtakale, şehrin önemli ticaret merkezlerinden birisi olarak dikkat çekmektedir.

    KANUNİ DÖNEMİNDEN 4. MURAD'A...

    Kanuninin saltanat yılları, kahve içme alışkanlığının şehir hayatında henüz yeni kökleşmeye başladığı bir dönemi kapsamaktadır. İlk kahvehanenin açılmasıyla, padişahın ölüm tarihi olan 1566ya kadarki zaman zarfında kahve, şehir halkı tarafından tanınmış, ancak içildiği mekanlar birer muhalefet odağı niteliği kazanmamıştı. Ayrıca padişahın bu yeni içecekten zevk aldığı ve Topkapı Sarayında bir 'kahvecibaşılık' görevi tahsis ettiği bilinmektedir. Bunlar dikkate alındığında, Osmanlıda ilk yasaklama olayının bu zaman diliminde gerçekleşmediği sonucuna varabiliriz. Ebusuud Efendinin kahve yasağıyla ilgile metni, 2. Selim dönemine (1566-1574) tarihlendirmek daha doğru olabilir. Bu dönemden itibaren ulemanın dikkati, kahve alışkanlığının şehir hayatında doğurduğu sosyo-kültürel sonuçlar üzerinde yoğunlaşmış ve 1633te 4. Murad tarafından konulan şiddetli yasağın hukuki zemini yine bu çevre tarafından hazırlanmıştır. İstanbul kahvehaneleriyle ilgili bu yasak, önce halk arasında 'Koltuk kahvehaneleri' olarak tanınan gizli toplantı yerlerinin faaliyete geçmesiyle etkisini kaybetti. 4. Muradın 1640da ölümünden sonra tamamen gündelik hayattan silindi.

    KAHVEHANE TÜRLERİ

    Başta İstanbul olmak üzere, Osmanlı şehirlerinde iki genel toplanma tipinden söz etmek mümkündür. Bunlardan birincisi 'Mahalle Kahvehaneleri', ikincisi de 'Esnaf Kahvehaneleri'dir.

    MAHALLE KAHVEHANELERİ

    Mahalle kahvehaneleri, İstanbulun yanısıra Anadolu ve Balkan şehirlerinde karşımıza çıkan en yaygın sosyalleşme mekanlarıdır. Buraları sadece sohbet mekanları değil, aynı zamanda dini-destani kitapların okunduğu ve çeşitli oyunların oynandığı yerler olmuştur. 16. ve 17. yüzyıllarda İstanbulu ziyaret eden batılı seyyahlar, bu mekanlarda en çok tavla ve satranç oynandığını, buna karşın Avrupada rağbet gören kağıt oyunlarının hiç tanınmadığını kaydetmektedirler. Müslüman mahallelerinde kahvenin yanısıra çeşitli soğuk şerbetlerin de içilebildiği bu mekanlar, özellikle Hıristiyan cemaatlerin oturdukları mahallelerde müşterilerine alkollü içecek de veren bir meyhane olma özelliğini de taşımışlardır.

    ESNAF KAHVEHANELERİ

    Esnaf kahvehaneleri ise şehrin daha çok ticaret bölgeleri sayılan Beyazıt, Aksaray, Eminönü, Galata ve Üsküdarda yoğunlaşmışlardır. Bu kahvehaneleri birer lonca merkezi olarak da tanımlamak mümkündür.

    Kaynak :www.mutfakrehberi.com.tr

    Şarap

    Şarap
    http://www.istanbulrestaurants.com/article.php?id=12
    Tarihçe
    Şarap 8000 yıllık bir kültüre sahiptir.Arkeolojik kazılarda ortaya çıkan eski kentlerde, yığınlar halinde üzüm çekirdekleri bulunmuştur. Dinsel bir tema olarak algılanan şarap, her toplumda bir de şarap tanrısının var olmasına neden olmuştur. Mısırlılar tanrılarına Osiris, Yunanlar Dionysos, Romalılar ise Bacchus adını vermişlerdir. Tek tanrılı dinlerin kutsal kitaplarından Tevrat ve İncil'in büyük tufanı anlatan bölümleri başta olmak üzere, çeşitli bölümlerinde asma ve şaraptan sıkça söz edilmektedir.

    Hristiyanlar, şarabı İsa'nın kanı, Tanrı'nın lütfu olarak kabul etmişlerdir. Büyük tufandan sonraki olaylarla başlayan İncil'de, Nuh Peygamber'in kültüre aldığı bitkiler arasında asmanın öneminden bahsedilmektedir. Şaraptan alınacak tat, şarabın kalitesine bağlı olduğu kadar şarabın sunumuyla da yakından ilgilidir. Kadehin kalitesi ve biçimi, şarabın görünümünde ve özellikle de alınabilecek kokuda önemli bir rol oynar. Bir şarabın içerdiği aroma ve buke miktarının ne kadarının bir kadehten koklanabileceği birbiriyle ilişkili dört ana faktöre bağlıdır:

    1)Kadehin biçimine,
    2)Şarap kadehe konurken veya konduktan sonra sallandığında oluşan şarap bulaşmış iç yüzeye,
    3)Aroma maddelerinin sirkülasyon yapabildiği, gelişip, yoğunlaşabildikleri, şarap yüzeyiyle kadeh ağzı arasındaki iç bölgeye,
    4)Kadeh ağzı büyüklüğünün, gövdesine oranına (Bu oran çok ince ayarlanmalıdır. Aroma maddeleri kadehten çıkabilmeli ama kısa bir sürede de tükenmemelidirler.). (www.hayyam.com)

    Şarap Saklarken Nelere Dikkat Edilmeli?
    Şarabı diğer içkilerden ayıran en önemli özelliklerden biri yaşayan bir varlık olmasıdır. Oldukça hassas bir yapıya sahip olan şarap, uygun saklama koşullarında korunmazsa bozulur ve gelişimini sürdüremez. Tarih boyunca şarabı bozulmadan saklayabilmek için çeşitli kaplar ve yöntemler kullanılmıştır. Şaraba çeşitli lezzet ve kokuların geçmesini sağlayan fıçılar genellikle meşe ağacından üretilmektedir. Gözenekli bir yapıya sahip meşe fıçılar, çok az miktarda oksijeni şaraba geçirerek sağlıklı gelişimini sürdürmesini sağlarlar. Şarabın saklandığı bir diğer kap da bilindiği gibi şişedir. Şaraba herhangi bir lezzet katkısı olmayan şarap şişelerinin yatık saklanmasının sebebi, mantar tapasının sürekli şarapla temas etmesini sağlayarak, kurumasını ve çatlaması engellemektir.

    Şarapların saklandığı yerin ısısı şaraplarıyla ünlenmiş Fransız şatolarının taş mahzenlerinin ya da güneş ışığı almayan ve şömine bulunmayan serin odalarının sıcaklığında olmalıdır ki, bu sıcaklık 16 – 18 °C civarındadır.

    Şarap Satın Alırken Nelere Dikkat Edilmeli?
    Şarap satın alırken dikkat edilmesi gereken unsurların en önemlisi doğru şarap seçimidir.Her şarap eskitilmeye elverişli değildir. Şarap satın alırken dikkat edilmesi gereken diğer bir önemli husus da, şarabın satın alındığı mekanın sahip olduğu saklama koşullarıdır. Doğru saklama koşullarına sahip olmayan mekanlarda satılan şarapların bozulma ya da özelliklerini yitirme riski vardır. Şarap’la ne yenmez?

    Şarabın yemek masasında üç düşmanı vardır:

  • Sirke; örneğin çok fazla sirke katılmış bir salata
  • Çok keskin bir ekşiliği olan yiyecek ve içecekler (limon gibi)
  • Yağ (örneğin bazı çok yağlı yapılan balık türleri, özellikle kırmızı şaraba metalik bir tat verebilir)

    Son Güncelleme : 02/06/2003

  • Yapabileceğimiz 10 Şey

    Yapabileceğimiz 10 Şey
     
     
    03/03/2006

    Küresel iklim değişimi ve onun en önemli işaretlerinden biri olan küresel ısınma zamanımızın en önemli problemlerinden. Bunun çözümünde birey olarak bize de önemli görevler düşüyor. Bu nedenle gelişmiş ülkelerde bireyi hedef alan kampanyalar, küreselleşen dünyada artık dışarıda yemek yemeyi, uzak mesafelere gezmek ve alış veriş amaçlı seyahatleri kısıtlayıp, yerli malı kullanılmasını salık veriyor!.. İşte birey olarak küresel ısınmayı durdurmak için yapmamız tavsiye edilen en önemli 10 şey:

     

    1. Bilgilen! Anlamadığınız bir şeyi çözemezsiniz. Ne konuştuğunuz hakkında bilgilenin, araştırmacı olun, daha fazla ve sürekli öğrenin. Herkes doğruyu söylemiyor! Her okuduğunuza ve gördüğünüze de inanmayın. Doğru kaynaklardan iklim değişimi problemini ve çözüm yollarını öğrenin ki insanlara onun hakkında bir şeyler anlatabilesiniz ve birilerinden çözüme yönelik istekte bulunabilesiniz.

     

    2. Ağaç dik.  Varsa kendi bahçenize, evinizin etrafına veya komşularınız ile birlikte yerel yönetimlere başvurarak yollara, vb boş yerlere ağaç dikin. Ağaçlar, havadaki karbonu alıp oksijen verirken aynı zamanda kışın rüzgârı kesip buharlaşma ile olan soğumayı önleyip evlerimizin ısıtma faturasını; yazın ise gölge yaparak soğutma ihtiyacını azaltıp enerji faturası ve dolayısı ile fosil yakıtı kullanımını azaltabilir.

     

    3. Enerjiden tasarruf et. Kışın eviniz çok sıcak olunca serinlemek için pencereleri açmayın; kaloriferleri kısın. Isıtıcıyı daha fazla açmak yerine sizi sıcak tutacak giysiler giyin. Normal ampulleri floransan vb tasarruflu ampuller ile değiştirin. Böylece yılda 1.5 ton sera gazı üretmemiş olursunuz. Aynı zamanda hem elektrik faturanızı azaltabilirsiniz, hem de sık sık ampul değiştirmek zorunda kalmazsınız. Kısa duşlar alın. Çamaşır makinesini kullanmak için yeterince çamaşırın birikmesini bekleyin. Yazın kavurucu güneşin içeriye girmesini perdeleri kapatarak önleyin. Sıcak günlerde klimayı açmak yerine daha hafif, bol giysiler giyin ve vantilatör kullanın.

     

    4. Elektrikli aletleri düğmesinden kapat. Kullanmadığımız zaman ışıkları, televizyonu, bilgisayarı, ısıtıcıları, vb elektrikli aletleri açık bırakmayın. Tembellik edip TV, bilgisayar, vb. elektrikli aletleri standby’da da bırakmayın. Bilgisayar ve TV’leri de kullanmadığınız zaman düğmesinden kapatın. Şarj aletlerini saatlerce fişte bırakmayın.  Nadiren kullanılan veya kullanılmayan elektrikli aletlerin ise fişini çekin. Böylece ailece karbon dioksit emisyonunuzu yaklaşık olarak yüzde 10 veya daha fazla azaltabilirsiniz.

     

    5. Alış verişini olduğun yerde yap. Yerel mağaza, alış veriş merkezlerinden ve pazarlardan alış veriş yapın. Yerli malı kullanın. Alış veriş için seyahat etmek sera gazlarını artırır. Ayrıca dışarıdan getirilen malların uçak ve kamyonlar ile büyük miktarlarda fosil yakıtları kullanılarak uzun mesafeler taşındığını unutmayınız.

     

    6. Daha az ve kısa mesafelere seyahat et.  Zorunlu olmadıkça tatil için çok uzaklara gitmeyin. Uçak gibi büyük miktarda fosil yakıtı kullanan araçlar ile seyahat etmekten sakının. Aracınıza binmeyerek büyük bir fark yaratabilirsiniz; evinizin etrafında 3 km’lik mesafeleri yürüyün veya bisiklete binin. Toplu taşıma araçlarını veya özel otomobilleri ortaklaşa kullanın. Araç kullanma alışkanlıklarınızı değiştirin; unutmayın otomobiller çok hızlı sürülmediklerinde daha az benzin yakar.

     

    7. Güneş enerjisi kullan. Mümkün olduğunca güneş enerjisi kullanın. Güneş enerjisi ile doğanın dengesini bozmadan sıcak su elde edebilir, evinizi ısıtabilir ve elektrik enerjisi üretebilirsiniz. Hükümetlerden temiz enerjinin yaygınlaştırılmasını ısrarla isteyin.

     

    8. Yemek pişirmeyi öğren ve evde ye. Evde pişirip yemek, sadece daha ekonomik değil, aynı zamanda seyahat etmeyeceğiniz için fosil enerjisinden tasarruf sağlayarak küresel ısınma probleminin çözümüne de katkıda bulunur.

     

    9. Az tüket, yeniden kullan, geri döndür. Plastik vb maddelerin kullanımını ve çöp üretimini azaltın. Alış verişte aldığınız ürünler aşırı paketlenmiş olmasın. Mümkünse bu tür çevreye zararlı maddeleri fazlaca satın almayın. Mevcut plastik alış veriş torbaları gibi şeyleri tekrar kullanın. Alış veriş torbalarınız ve satın aldığınız ürünlerin ambalajları geri dönüşümlü olsun. Çöpleri asla yakmayın…

     

    10. Karar vericilerine yaz ki, iklim değişimi problemine karşı duyarlı olduğunuzu bilsinler. Birey olarak burada sırlananları uygulayarak önemli bir fark yaratabilirsiniz, fakat aynı zamanda idareciler, sanayiciler de üstüne düşenleri yapmalı. Bu nedenle küresel iklim değişimi hakkında ki düşüncelerinizi gazetelere, belediye başkanlarına, milletvekillerine ve hükümet üyelerine bildirin. Onlardan enerji verimliliği ve tasarrufu için önlem almalarını, temiz enerji kaynaklarının geliştirilmesini ve daha çevreci ulaşım araçlarının yaygınlaştırılmasını, vb şeyleri isteyen. Enerji tasarrufu, ağaç dikme, çevre koruma, vb konularda çalışan sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarına da katılın…

     

    Unutmayın kişisel tercihlerinizin küresel iklim değişimi ve bizi yönetenlerin üzerinde büyük etkisi var. Bu nedenle, tercihinizi lütfen bugünden yarını düşünerek doğru yapın…

    Küresel Isınmaya Bireysel Katkınızı Hesaplayın

    Küresel Isınmaya Bireysel Katkınızı Hesaplayın
     
    13/02/2007

    Doğa dostu bir melek misiniz yoksa bol tüketip çevreyi katleden bir cani mi? Kâğıdınızı kaleminizi elinize alıp Mark Lynas’ın Carbon Counter kitabında gösterdiği yöntemle bir hesap yapın ve küresel ısınmadaki kişisel katkı payınızın ne kadar olduğunu bulun.

     

    Dünyada yaşayan herkesin küresel ısınmada payı var. Peki ama ne kadar? Bir yılda ne kadar yakıt harcıyor, ne kadar elektrik tüketiyorsunuz, uçak ve otomobil ile kaç kilometre yapıyorsunuz? Mark Lynas’ın The Guardian gazetesinde yayınlanan It's Carbon Judgment Day başlıklı yazısındaki adım adım hesaplama yöntemi ile tüm bunları hesaplayarak sebep olduğunuz karbon emisyonunun ne kadar olduğunu, dolayısıyla küresel ısınmadaki bireysel payınızı belirlemeniz mümkün. Elektrik ve doğalgaz faturalarınızı, hesap makinenizi, kağıt-kaleminizi elinize alın ve yaşadığınız hayat tarzıyla dünyaya zararınızın ne düzeyde olduğunu hesaplayın.

     

    1. Isınma Ve Gaz

    Evlerde en büyük enerji harcaması ısınma için yapılıyor. Bu yüzden küresel ısınmada rolü büyük. Üzerinizi kalın giyinip kalorifer ya da sobayı az çalıştırarak ve ısı kaybını önlemek için evde yalıtımı sağlayarak zararınızı azaltabilirsiniz. İngiltere’de yapılan istatistiklere göre küçük bir evin ısınması için bir yılda harcanan gaz miktarı ortalama 10000 kilowattsaat, orta büyüklükte bir ev için 20500 kilowattsaat, büyük bir ev için ise 28,000 kilowattsaat. Peki siz ne kadar harcıyorsunuz?

    Doğalgaz faturanızı elinize alın ve kaç kilowattsaat gaz harcadığınıza bakın. Ancak bize yıllık miktar gerekiyor. Faturanızda o ay için “tüketilen enerji miktarı” kilowattsaat (kWh) olarak veriliyor. Son bir yılın faturalarından bu miktarları alt alta yazarak toplarsanız yıllık gaz tüketiminizi bulmuş olursunuz. Bağlı olduğunuz dağıtım şirketini arayarak da bunu öğrenebilirsiniz. Örneğin İstanbul’da yaşıyorsanız İgdaş’ı arayabilir ya da www.igdas.com.tr internet adresindeki online işlemler bölümüne girererek son 12 ay boyunca yaptığınız doğalgaz tüketim miktarını metreküp cinsinden öğrenebilirsiniz. Bu 12 ayın toplamını kilowattsaat’e çevirmek için 11 ile çarpın. Ve işte yıllık doğal gaz tüketiminiz! Sebep olduğunuz karbon emisyonunu bulmak için ise bu rakamı 0.19 katsayısı ile çarpın.

    Eğer sıvı yakıt kullanıyorsanız yılda kaç litre yakıt harcadığınızı belirleyin ve bu miktarı bu kez 2.975 katsayısı ile çarpın.

    Eğer kömür yakıyorsanız bir yılda yaktığınız kömür miktarı kaç kilogram ise, bunu 2 ile çarpın.

    Kişisel katkınızı belirlemek için çıkan rakamı evdeki yetişkin sayısına bölün. Yalnız yaşıyorsanız faturanın tamamı size kesiliyor demektir.

    Birinci bölümde ortaya çıkan bireysel karbon emisyonunuzu not edin.

     

    2. Elektrik

    Kullandığımız elektronik cihazların çeşidi arttıkça evlerde kullanılan elektrik miktarı da artıyor. Öncelikle evi kahve makinası gibi gereksiz aygıtlarla doldurmaktan vazgeçin, televizyonu, bilgisayarı standby (bekleme)’da bırakmayın, şarj aletiyle işiniz bitince mutlaka fişten çekin. İngiltere’deki istatistiklere göre küçük evlerde yıllık elektrik harcaması 1650 kWh, orta büyüklükteki evlerde 3300 kWh, çok büyük evlerde 5000 kWh civarında. Peki siz ne kadar harcıyorsunuz?

    Elektrik faturanızda “ortalama günlük tüketim” miktarınızı göreceksiniz. Eski faturalarınızdan bunun ortalamasını bulup 365 ile çarparak aşağı yukarı yıllık tükteminizi bulabilirsiniz. Ama daha doğru bir hesap için bağlı bulunduğunuz elektrik dağıtım şirketini arayarak son bir yılda harcadığınız elektrik miktarını kilowattsaat olarak net bir şekilde öğrenmek de çok kolay. Örneğin İstanbul’da Ayedaş yetkilileri telefonda son bir yılda yaptığınız elektrik harcamasını hemen söylüyor. Bu miktarı karbon emisyonunuzu bulmak için 0.43 katsayısıyla ile çarpın. Ve tabii kişisel payınızı belirlemek için ortaya çıkan rakamı evdeki yetişkin sayısına bölün.

    Elektrik tüketiminizle sebep olduğunuz bireysel karbon emisyonunuzu bir kenara yazın.

     

    3. Ulaşım

    Öncelikte otomobil sahibi iseniz yılda kaç kilometre kat ettiğinizi hesaplamanız gerekiyor. Ancak otomobilinizin markası ve tükettiğiniz yakıt cinsi çok önemli. Otomobilinizin markasını, modelini ve kullandığınız yakıt türünü, www.vcacarfueldata.org.uk internet adresindeki otomobil işaretine tıklayarak buradan seçebilir ve kendi otomobilinizin karbon emisyon miktarını görebilirsiniz. Örneğin Honda Civic için bu rakam 145, Renault Meganlar için 160 – 200 arası, Ford Focus için 220, Cherokee Jeep için 285… Sizin otomobiliniz için verilen rakamı bir yılda katettiğiniz kilometre miktarıyla çarpın. Ortaya çıkan rakamı da kilogram cinsine dönüştürmek için 1000’e bölün. İşte otomobilinizle bir yılda sebep olduğunuz karbon emisyonu! Eğer bu yolculukları tek başınıza yapmadıysanız otomobildeki kişilerin sayısına bölüp zararı paylaşabilirsiniz. Ortaya çıkan rakamı not edin.

    Uçak yolculuklarının zararı çok daha büyük. Çünkü jet yakıtının yarattığı kirlilik atmosferin üst kısımlarına ulaşarak zarar veriyor. Uçak en çok kalkış ve inişte yakıt tükettiğinden Türkiye’den Çin’e gitmek gibi çok uzun mesafeleri kat etmek karson emisyonu açısından otomobille gitmekten çok da farklı değil ama kısa mesafeleri uçakla gitmek ciddi zararlar veriyor. Peki yaptığınız uçak yolculuklarının sebep olduğu karbon emisyonunu nasıl öğrenebilirsiniz? www.chooseclimate.org/flying internet sitesindeki harita üzerinden nereden nereye uçtuğunuzu seçerseniz, site bu uçuşun yarattığı zararı sizin için hemen hesaplıyor. Ayrıca www.carboncalculator.org sitesinden uçuş noktalarını seçerek de bunu ton olarak öğrenebilirsiniz. Bunu kilograma çevirmek için 1000 ile çarpmayı unutmayın. Bu şekilde yapığınız uçuşların sebep olduğu karbon emisyonlarını toplayıp bir kenara not edin.  

    Toplu taşımanın da etkisi yok değil. Bir yılda tren ile yaptığınız kilometreyi 0.11 ile, otobüsle yaptığınız kilometreyi 0.09 ile, metroyla yaptığınız kilometreyi 0.09 ile ve vapur ile yaptığınız kilometreyi 0.47 ila çarpın. Hepsini toplayıp sonucu not edin.

    Otomobil, uçak ve toplu taşımadan payınıza düşen toplamı 3. bölümün faturası olarak bir kenara yazın.

     

    4. Yaşam Tarzı

    Yaşam tarzınız küresel ısınmada önemli bir etken. Ancak hesaplamak zor. Bu yüzden kendinize en çok uyan şıkkı aşağıdan seçin.

    “Her şeyin en yeni modelini alırım, alışveriş yapmaya bayılırım, paketlenmiş yiyecekler tüketirim” diyorsanız 3000 kg ekleyin.

    “Tutumluyum, sadece ihtiyacım olduğunda yeni şeyler alırım, yiyeceklerimi çoğunlukla süpermarketlerden alırım” diyorsanız 2000 kg ekleyin.
     

    “Kendi organik yiyeceklerimi yetiştiririm, yerel pazarlardan alışveriş yaparım, asla mevsimi olmayan yiyecekleri tüketmem” diyorsanız 600 kg ekleyin.

    İki grup arasında kaldığınız düşünüyorsanız kendinize arada bir puan da verebilirsiniz. Onu da 4. bölümün sonucu olarak bir kenara yazın.

     

    5. Sonuç

    Yukarıdaki dört bölümden elde ettiğiniz rakamları toplayın. İşte sizin bireysel olarak sebep olduğunuz karbon emisyonu miktarı karşınızda. Peki ne kadar suçlusunuz? Küresel ısınmaya bireysel katkınızın derecesini buyurun okuyun.

    1000-3000 kg : Ya fazlasıyla çevrecisiniz ya da yalancı.

    3000-6000 kg : Çevreye duyarlı bir hayat yaşıyorsunuz.

    6000-9000 kg : Sizinki ortalama bir zarar, daha dikkatli olabilirsiniz.

    9000-12000 kg : Sınırı aşıyorsunuz, hayat tarzınızda değişiklik yapmalısınız.

    12000-15000 kg : Dünyayı mahvedenler arasındasınız, kendinize gelin.

    15000-18000 kg : Küresel ısınma konusunda tam bir canisiniz

    18000-21000 kg : Felaket! Amerikalılar gibi yaşıyorsunuz.

    21000 ve fazlası: Dünyanın geleceği için lütfen kendinizi öldürün!

     

    (Derleyen: Mine Akverdi)

     

     


     

    İlk olarak 3 Şubat 2007 tarihli Akşam gazetesinin Cumartesi ekinde yayımlanmıştır.

    Bir Minare Yazısı

    Bir Minare Yazısı
    Yazan: Gürhan Tümer Tarih: 11 Ocak 2007

    Birçoklarına göre, minare, caminin “mütemmim cüzü”, yani tamamlayan parçasıdır. Bir başka deyişle, bu gibiler için, minaresiz cami olmaz, çünkü böyle bir cami tamamlanmamış, eksik, özürlü bir camidir. Böyle düşünenler arasında, Sinan da vardır hiç kuşkusuz. Elimde herhangi bir kanıt yok ama, onun, yüz yıla yaklaşan uzun yaşamı boyunca, bir gün, tek bir gün bile, Süleymaniye’yi ya da Selimiye’yi minarelerinden yoksun olarak düşlediğini, hiç, ama hiç sanmıyorum. Oysa, günümüz camilerinin birçoğu minaresiz. O camilerde ezan sesleri, kubbeye benzeyen ya da benzemeyen kubbelerinin tepesine konulmuş hoparlörlerden duyuluyor.

    Aslında o camiler, birer mimari ucube, hele bizim ülkemiz gibi, bir zamanlar, dünyanın en güzel camilerini yapmış, minarenin camiyle ilişkisini en iyi biçimde çözmüş bir ülke söz konusu olduğunda, cami mimarisinin yüz karasıdır. Ne var ki, aslında, çağdaş olanlar onlardır; çünkü günümüz teknolojisi, Müslümanlar’ı namaza çağırmak için, minareye gereksinim duymamaktadır. Kaldı ki, Peygamber zamanında, ilk caminin, onun evi olduğunu, orada ezanın, evin damına çıkılarak okunduğunu çok iyi biliyoruz. Birkaçı, örneğin Hâkim Camisi dışında, Fâtımiler’in yaptıkları camilerde minare yoktur.

    Madalyonun öteki yüzünde ise, tam tersine, camisiz minareler vardır. Böyle minareler, her an Anadolu’nun herhangi bir yerinde karşınıza çıkabilirler. Böyle minareler, benim karşıma Bilecik’te çıktı. Onlar bana hüzün veriyorlar, çünkü onların, eşlerini yitirdiklerini, yaşamlarını yalnız başlarına sürdürmeye çalışan dullar olduklarını düşünüyorum, düşlüyorum. Bunların, şu ya da bu nedenle yıkılan ya da yıktırılan camilerden artakaldıkları bellidir. Ama Robert Hillenbrand, “İslam Sanatı ve Mimarlığı” adlı kitabında, Selçuklular’ın hiçbir binayla ilişkili olmayan, yalnız minareler de inşa ettiklerini, bunların bir zamanlar işaret kuleleri olarak kullanılmış olabileceklerini yazar.

    Bir caminin minarelerinin sayısı kaç olmalıdır?

    Bu sorunun kesin, matematiksel bir yanıtı yoktur. Bana sorarsanız, tek bir minare bile yeterli olabilir. Ne var ki bu kadarcığı kimselere yetmez; hele bir padişahsa, bir sadrazamsa camiyi yaptıran, hiç, ama hiç yetmez. Ama ilginçtir, egemenliğini sürdürdüğü 600 yıl boyunca irili ufaklı kimbilir kaç cami inşa etmiş olan koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nun toprakları üzerinde, diyelim ki 10 minareli, diyelim ki 9 minareli, diyelim ki 8 minareli, diyelim ki 7 minareli bir cami yoktur. Bir tanesi, yalnızca bir tanesi, yalnızca Sultanahmet Camisi 6 minarelidir. Dillere destan Selimiye’nin minare sayısı, topu topu 4’tür. Buradan sonra, dünya üzerinde 3 minareli bir caminin ya da mescidin bulunmadığını söylemeye hazırlanırken, İbn Battuta’nın seyahatnamesinde, üç minareli bir mescitten söz edildiğini anımsadım.

    Yukarıda, “Kaç minare?” sorusunu, yanıtlayamadımsa da tartışmaya çalıştım. Şimdiyse şu soruyu soruyorum: “Kaç tür minare?”

    Minareler çeşit çeşittir. Samarra Ulu Camisi’nin minaresi ki bir ziggurata, dolayısıyla da, Babil Kulesi’ne benzer, Selimiye’nin, nârin kalemlere benzeyen minarelerine benzemez. Kahire’de bulunan Ahmed İbn Tulun Camisi’nin minaresi, Marrakeş’de bulunan Kutubiye Camisi’nin minaresinden farklıdır. Mali’deki minareler başka, Buhara’daki minareler başkadır. Ünlü Arap gezgin İbn Battuta, seyahatnamesinde, Basra’daki Hz. Ali Mescidi’nin minaresinin, Allah’ın adı anılınca, tir tir, zangır zangır titrediğini; Berşane kentindeki bir caminin minaresinin ise, titremeye başlamak için, Allah’ın adının anılmasını beklemediğini; şerefesinin sarsılmasıyla sarsılmaya başladığını söyler. Eğer İbn Battuta Evliya Çelebi gibi değilse, yani eğer uydurmuyorsa, abartmıyorsa, titreyen minarelerin, titremeyen minarelerden çok farklı oldukları yadsınamaz.

    Az önce, Samarra Camisi’nin minaresinin bir ziggurata benzediğini ileri sürmüştüm. Ama daha başka şeylere benzeyen, daha doğrusu benzetilen daha başka minareler de vardır. Örneğin, Ziya Osman Saba, “Minareler” başlıklı şiirinin bir dizesinde, “On iki şerefeli uzun minarelerden”, söz eder ve birkaç dize ötede de, “Minareler semaya açılmış kuyulardır” der. Sai Mustafa Çelebi ise “Tezkiretü’l- Bünyan” da, Şehzade Camisi’ni överken, bu yapının “iki minaresi, aydınlık gönüllü bir ihtiyarın önünde ayağa kalkmış, uzun boylu, yakışıklı gençler gibi, hizmete hazır beklemekteydi sanki” diyerekten, Divan Edebiyatı’nın havasını çağrıştıran bir benzetme yapar. Viyana’daki Karlskirche’nin çan kuleleri minarelere o kadar benzerler ki, Ahmed Mithad Efendi, onları görünce “vehleten [birdenbire] yüreğinin hopladığını” hissetmiştir, çünkü onu Avusturya’da yaşayan Müslümanlar için yapılmış bir cami sanmıştır.

    İspanya’nın Sevilla kentindeki büyük katedralin “La Giralda” (Pervane) olarak da bilinen çan kulesi, Arap tipi bir minareye benzemekten öte, gerçekten de öyle bir yapıdır. İstanbul’daki Arap Camisi’nin minaresi ise, tam tersine, çan kulesinden bozmadır.

    Çağdaş camilerin minarelerine gelince: Bunların kimileri bütün çabalarına karşın, gelenekselin izlerini tam olarak silememiş görünürlerken, kimilerinin minareleri, modern bir heykele çok benzemektedir. Dubaili iş adamı Macid el Futtaim’in, Yunanlı mimar Alexandros Tombazis’e yaptırdığı caminin minaresi böyle bir minaredir.

    Buraya kadar, minareyi hep camiyle ilişkilendirerek ele aldım, çünkü, yazımın ta başında da vurguladığım gibi, bu iki mimari öğenin, birbirlerinin “mütemmim cüzü” oldukları kabulünden yola çıkmıştım. Oysa, minarelere çok farklı, hiç beklenmedik yerlerde de raslanmaktadır. Örneğin, bir zamanlar, Atina Akropolü’ndeki Parthenon minareliydi. Sonra, Fransız mühendis Arnaudin’in tasarladığı ve biri Sarayburnu’nu Üsküdar’a; öteki Rumelihisarı’nı Kandilli’ye bağlamasını öngördüğü iki köprünün ikisi de, birçok minareyle süslüdür.

    Bana sorarsanız, minareler İslam Mimarisi’nin gökdelenleridirler. Gökdelenler gibi, minareler de, içinde bulundukları kentin siluetine damgalarını vururlar. Bu damga New York’da ve İstanbul’da olduğu gibi, çok güçlü olabilmektedir. Ancak, ikisi arasında, yine de bir fark vardır ve o da şudur: New York’ta Manhattan Adası’nda, istediğiniz, yapabildiğiniz kadar yüksek bir gökdelen yapabilirsiniz. İstanbul’da, hiç değilse, kentin kimi bölgelerinde, böyle bir özgürlüğünüz yoktur. II Abdülhamit’in, jurnalcilerinin de kışkırtmasıyla Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa’nın Çubuklu’da yaptırdığı kasrın kulesinin çok fazla yükselmesinden rahatsız olarak, Hidiv’e gönderdiği mektupta, “İstanbul gibi, İslam’ın gözbebeği olan bir şehirde, cami minarelerinden daha yüksek bir kulenin inşası İslam alemini gücendirebilir. Yaptırılmakta olan kulenin 152 basamaktan fazla olmaması, arzu-u şahanemdir” diye yazması, bunun somut bir kanıtıdır.